30 Kasım 2012
TMKV,

 

Prof.Dr.Salih TUĞ
M.Ü. İlahiyat Fakültesi
İstanbul

  

VAKIFLARIN ÖNEMİ VE TOPLUMA KATKILARI

 

 Tarihçe:

Günümüz toplumlarında “Vakıf Müessesesi”, hukuk sistemlerinde şu veya bu şekilde yerini almış, tarifleri yapılmış ve hukuki esasları belirlenmiş bulunmaktadır. Sosyal bünye içinde Hükümetlerin icraat alanının yanı başında, bu biçimde bir “gönüllü teşekkül” ve bir “hukuki müessese” aracılığıyla “sivil toplum” faaliyeti olarak geniş “insani ve toplumsal faydalar” sağlayabilen bir hale gelmiştir.

 Günümüz toplumlarında iktisat ve ticari anlamda iki temel sektör vardır:

1)Kamu Sektörü, 2)Özel Sektör. Özel Sektör ise ikiye ayrılır: a) Ticari kazanç ( yani kâr) sağlamak gayesi ile faal olanlar, b) Topluma hizmet maksadıyla kurulmuş ve ticari kazanç yerine “Hayri  maksatlara yönelmiş” özel sektördür ki, işte VAKIF’lar bu çeşit özel sektör içinde yerini almış “gönüllü sosyal müesseseler” dir. Bunlar, dünyada NGO olarak bilinirler. İslam öncesi toplumlarda Hitit, Babil, Yunan, Roma, Mısır, Hind, Çin gibi tarihte önemli rol oynamış toplum ve medeniyetlerde “Vakıf fikri, niyeti” ve “Vakıf fiili” mevcut olmakla birlikte, bu toplumlarda “Vakıf müessesesi” denebilecek bir hukuki düzenlemeye rastlanmaz. Bu gibi toplumlarda dini veya insani maksatlarla bir malın, “tahsis” edilmesi “bağış” ve “teberrü” edilmesi veya “vasiyet” yoluyla insani veya toplumsal yönde harcandığı görülebilir. Bu hukuki tasarruflar, amaç ve niyet bakımından vakıf müessesesine benzer ise de bugünkü gelişmişlik içinde pek ilkel mahiyet arzederler; (amacını) sürekli ve kesintisiz bir halde gerçekleştirecek etraflı ve esaslı hukuki unsurlardan yoksundur.

 Yukarıda sayılan (antik toplumlarda) “vakıf” hakkında kapsamlı hükümler meydana getirilememiş, Türk (Selçuki’ler+Osmanlı’lar) ve İslam ülkelerinde (mulûk’at-tavâif) olduğu gibi, bu antik ülkelerde “vakıf müessesesi”, olgun ve gelişmiş biçimine ulaşamamıştır.

 Vakıf tasarrufunun “hukuki bir müessese” haline gelişi, ancak İslam dini ve İslam Hukuku ile tarihte başlar ve tarihi-hukuki gelişimine ulaşır.

  Tarif :

“Menfaat ve faydaları insanlara ve topluma tahsis edilmek üzere bir mal veya mal topluluğunu (veya iktisadi kıymetleri) sürekli ve kesintisiz Allah’ın mülkü olarak muhafaza edip yaşatmaktır; yani o malı fertlerin mülkü olmaktan alıkoyup, uzak tutup “hapsetmek” ve özel mülkiyete konu yapılmasını “yasaklamak”tır. Kavram olarak söyleyecek olursak bir malın (ayn’ın) getirdiği fayda, çıkar ve menfaatları “toplumsal hayır ve iyilik” yönünde “gönüllü olarak” ve “ebedi olarak” tahsis etmekten ibarettir.

 Kur’an-ı Kerim’de “mal” ve “mülk” mefhumu:

Kur’an’da yer alan ayetlerin büyük çoğunluğu, “iman” ve “tevhid” yönünde hükümler taşısa bile, bu “dünya yaşayışı” ve “dünya hayatının disipline edilmesi” veya “Allah’ın kullarından razı olması, Allah sevgisinin kazanılması” için çeşitli yol ve yordamlar da konu edinilmişlerdir.

 K.3/14 ve 15. ayetlerde olduğu gibi, “Dünya malı ve iktisadi değerler” le ilgili çok sayıda “muhkem” ayetler arasında, konumuzla ilgili olarak, şu ayet dikkatimizi çeker (K.2/284):

1. “Allah kâinatı yaratandır. “ol” demiş ve olmuştur” : (K.2/117; 3/47,59; 6/73; 36/82…)

2. “Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır. Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir..”

Bu ayetlere göre insanları edinebildiği “mal” ve “mülk” Allah’ındır;  insanlar ise bu malları hayatta oldukları sürece kullanırlar, kullandırırlar ve bunlar üzerinde geçici bir müddetle (ömrü boyunca) tasarruf ederler. Bu tasarruf ve kullanmanın iyi yolda ve Allah’ın “Rıza”sını elde edecek biçimde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

 Kur’an’da Vakıf :

Kur’an-ı Kerim ana yapısı itibariyle birçok konulara ve ilimlere temas eden NORM’lar kitabıdır. Hukuk ilmi ile ilgili birçok “norm”ları, “muhkem” ayetleri, bu Mukaddes Kitapta rahatlıkla bulabiliyoruz; çeşitli ayetlerde yer alan ve “vakıf müessesesine” bizi ulaştıran çok sayıda norm-ayet üzerinde fikir yürüten hukukçular, “vakıf müessesesi” nin ilmi-hukuki esaslarına ve teferruatına hukuk-fıkıh eserlerinde yer verebilmişlerdir. Diğer bir ifade ile söyleyecek olursak (bu hukuki müesseseyi) doğrudan tarif eden ayrıntılarını bize bildiren özle bir ayet ve ayetler grubu Kur’an-ı Kerim’de görülmez.

 Yerde ve gökte insanların ulaşıp elde edebileceği mal ve mülk, iktisadi değerlerin hepsi Allah’ın olmakla birlikte, çok sayıda ayette Müslümanlar mal ve mülk konusunda insani veya toplumsal faydaları sağlamak için yönlendirilmişlerdir; bunlar, mal, iktisadi kıymetler ve zirai-hayvani mahsuller olabilir. Şöyle ki :1- Bağışlar, 2- Sadakalar şeklinde Müslümanlar gönüllü olarak “iyilik” yapmaya “amel-i salih” fiil ve işler gerçekleştirmeye teşvik edilmişlerdir. Bunlardan gönüllü;

1)     “bağışların” en fazla %30 olabileceğini bir hadisinde Hz.Resûl açıklamaktadır.

2)     “sadakalar ise açıkça çok sayıda ayetlerde yer almıştır ve birçok çeşitleri vardır. (K.9/60)

“Vakıf” müessesesi ile ilgili olarak önemle üzerinde fıkıh alimlerini hukuki düşünce ürettikleri en önemli ayet şudur: (Al-i İmran (3),92)

 “Sevdiğiniz şeylerden (iktisadi kıymetlerden, Allah yolunda) harcamadıkça (Allah katında Birr’e) “iyi” ve “makbul” bir seviyeye ulaşamazsınız..” (3/92)

 Bu gibi insana ve topluma yönelik mal harcamalarıyla ilgili bunun dışında kalan bazı ayetleri ta’dadi olarak şöyle sıralayabiliriz:

(Bakara) 2/177, 195, 215, 254, 261, 262, 265, 267, 273, 274, 280

(Âl-i İmrân) 3/92, 115, 134

(Berâ’e/Tevbe) 9/60, 99, 103

(Ma’ûn) 107/1-7

 Medine toplumunda Resulullah A.S.S.’ a K.3/92 ayetinin vahyedilmesi üzerine, Sahabe’den Ebû Talha, arazisini hayır ve iyilik yoluna tahsis etmiş ve başta (Ahmed b.Hanbel) ve diğer (müfessirler) ve (hukukçular) bu ayeti ve onun sahabe arasında yaşanıp tatbik edilmesini ‘vakıf’ olarak anlamışlardır.

 Hz. Peygamber’in sünnet’inde ve hadislerde Vakıf:

Bu alanda vakıf müessesesi için umumiyetle hadislerde yer alan “sadaka-i câriye” prensibi gösterilir; buna göre, ölen bir kimsenin arkasından bıraktığı malları, insanlar ve toplum bundan faydalandıkları müddetçe, ondan doğan sevap ölen kimsenin defterine (lehine) Allah katında “sevap” olarak, “ameli salih” olarak devamlı, sürekli kaydedilir.

 Hz. Peygamber öteki aleme göç ettiğinde geride:

1.Katır (bir binek)

2.Silah (bir zırh)

3.Arazi (yedi parça) bırakmıştır.

Genel prensibe göre Peygamberler ‘miras’ bırakmamışlardır. İşte bu 7 parça araziyi Hz.Resul, İslam ve Müslümanların acil ihtiyaçları için tahsis etmiştir.

 Onun bu “en iyi örnek” davranışını takiben Sahabe de mal ve arazilerini ayetlere ve sünnete uygun biçimde umûmun yani toplumun istifadesine tahsis etmeye başlamışlardı. Mesela Hz. Ömer, katıldığı bir savaş sonunda ganimet mallardan kendisine verilen bir araziyi ne yapması lazım geldiğini Resulullah A.S.’a sormuş ve o da:

 “İstersen bu araziyi haps et, gelirleri ile doğan faydalarını fakirlere tasadduk eyle!” buyurmuştu. O da bu araziyi : “Aslı satılmamak, bağışlanmamak mirasla intikal etmemek şartıyla:

 1-Fakirlere,

2-Yakın hısımlarına,

3-Miskinlere (Gayri Müslim fakirlere),

4-Yolda kalanlara,

5-Savaşanlara,

6-Azatlık anlaşması (mükâtebe) yapan kölelere VAKFETTİ  (yani HABS, HUBS etti) »

 Diğer sahabe de mal varlıklarını aynı biçimde vakfetmişlerdir. Şahsi tasarruflardan alıkoymuşlardır.

 Her çeşit “iktisadi kıymetler” in ve “mal”ların VAKF’edilmesi İslam hukuk tarihinde böyle başlamış ve daha sonraları, İslam Hukukçularının içtihat ve görüşlerinin yardımı ile “hukuki bir müessese” haline gelmiş ve tarih boyunca gelişime tabi olmuştur.

 NETİCE:

1-     Vakıf, bir malın belli bir amaca (insan, toplum, sosyal hizmetlere) tahsisidir.

2-     Bir mâmelek’in bütünü veya gerçekleşmiş veya gerçekleşeceği anlaşılan türlü türlü geliri veya ekonomik değeri olan hakları, bu amaca tahsis edilebilir.

 İşte bu gelişmelere tabi olarak Müslümanlar, mallarını vakfetmek yolu ile:

a)Sosyal hizmet alanlarında vakıflar:

Camiler, mescitler, okullar (medreseler), kütüphaneler, dergahlar, dar’uş-şifalar (hastaneler), aşevleri (imaretler), kervansaraylar, çeşmeler, köprüler, yollar, dul ve yetim evleri, çocuk yuvaları (kreşler,sıbyan okulları) vs. tesis edip bunların faydalarını:1-İnsanlara ve 2-topluma tahsis eder oldular: (Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar ve diğer İslam Ülkeleri)

 b)İnsani amaçlara yönelik vakıflar:

Esnafa ve işçilere yardım, hasta hayvanların bakımına, kredi ihtiyacı olan ticaret adamlarına (Osmanlıda para vakıfları), evlatlık ve hizmetkarların korunmasına, yaşlıların korunmasına, gıda yardımı yapılmasına, ziraat alanına, pahalılıkla mücadeleye ve diğer insani ve türlü türlü hizmet alanlarına vakıf biçiminde mal tahsis edilmiş ve halen de edilmektedir.

 3-Vakfın fonksiyonları vardır:

Toplumda kişinin yalnız kendini (ego’sunu) düşünerek yaşaması ve servet elde etmesi, ahlaki, dini ve sosyal yönlerden hoş karşılanmaz. Her çeşit insan, toplumda bir arada yaşama zorundadır; bu sebeple “vakıf müessesesi”nin insanlar arasında, zengin-fakir, güçlü-zayıf biçimindeki eşitsizliği ortadan kaldırmaya yardım eden bir sosyal-hukuki müessese olarak önemi vardır.

 (Ebu’l-Ula Mardin) bu durumu şöyle ifade ediyor (özetle):

‘Toplumsal sınıflar arasındaki uyuşmazlıkların, toplumsal huzûr ve sükûnu sarsacak bir hale gelmesi ihtimaline karşı, vakıf müessesesinin toplumsal sınıflar arasındaki zenginlik ve fakirlikten doğan derin uçurumun kapatılması ve izalesi için yararı büyüktür. »

 Vakfın çeşitleri:

1-Kamu vakfı (Eğitim-öğretim başta olmak üzere toplumsal faydalar için)

2-Aile vakfı (Sınırlı aile fertleri, akrabaları için)

3-Dini gayeli vakıf (Dini yaşamı canlı ve aktif tutmak için)

4-Karma Vakıf (1,2 ve 3’ünü içine alan, çeşitli faydalar sağlamak için)

5-Başka sosyal konular…

 Bu çeşitli vakıfların tamamı “hükmi şahsiyet” sahibidir ve T.C.’de Medeni Kanunda yer alan hükümlere tabidir. Resmi bir sened veya vasiyet yoluyla, mahkeme kararıyla tesis olunur. Çalışmalar Devlet teftiş ve denetimine tabidir.

 Selçuklu Sultanı Melikşah ve Alparslan’ın başveziri Nizam-ul-Mülk’ün ‘Vakıf müesseselerine dayalı medreseler’ (Nizamiye, Bağdat, Şam, Kudüs vs. yerlerde) tesis etmesi ve Osmanlı topraklarında da aynı metod’un (özel öğretim müesseseleri ) devamı tarihte önemli roller oynamıştır.

 NETİCE: Osmanlı Ülkesi ve İstanbul’un ¾ ‘ü vakıf arazi ve mülk oluşu, “mülk Allah’ındır” ayetine dayalıdır denebilir.

 Osmanlı Ülkesi : 3/4 (d’Ohssen ve M.Gatteschi)

Cezayir Ülkesi : 2/4 (Zeys)

Tunus Ülkesi : 1/3 (P.Bonnard)

İstanbul Şehrinde : 2/3’ü vakıf arazi ve yapılar (1934’de E.H.Ayverdi)

İstanbul arazi ve emlak : Tamamı (Evkaf Nazırı Mustafa Paşa) Netaic’ul Vukuat adlı eserinde.

 T.C.Kurulduğunda Vakıf  Senedi sayısı: 26.798 sayısına ulaşmış.

 Beni sabır ve dikkatle dinlediğiniz için siz seçkin öğrencilere ve diğer davetlilere teşekkürlerim sunarım.